Ekonomi

Karapınar'da eleştirinin ardından 3 saatlik görüşme: Yılmaz Peker yeni dönem için ne vadediyor?

Karapınar'da eleştirinin ardından 3 saatlik görüşme: Yılmaz Peker yeni dönem için ne vadediyor?

Abone Ol

Meke Ajansı'nın “Karapınar artık heyecan değil, sonuç istiyor” başlıklı değerlendirmesinin ardından Yılmaz Peker ile yaklaşık üç saat süren özel bir görüşme gerçekleştirdik. Peker, eleştirilerimize cevap verirken yeni dönem hedeflerini, Karapınar'ın su sorununu, OSB'yi, ihracatı, coğrafi işareti, seracılığı, EKOGEM'i ve yeni üretim projelerini anlattı. Görüşmede verilen cevapları ve ortaya konulan projeleri, bugün için bir başarı ilanı olarak değil, ileride ölçülebilecek hedefler olarak değerlendiriyoruz.

Karapınar Ticaret ve Sanayi Odası'nda yeni dönem tartışmaları sürerken, geçtiğimiz günlerde kaleme aldığımız “Karapınar artık heyecan değil, sonuç istiyor” başlıklı yazımızın ardından Yılmaz Peker'den görüşme talebi geldi.

Yaklaşık üç saat süren görüşmede Peker, yazımızda yönelttiğimiz eleştirilerin önemli bölümüne doğrudan cevap verdi.

Görüşmenin başında özellikle bir noktayı netleştirmek gerekiyor:

Bu görüşme, Yılmaz Peker lehine hazırlanmış bir tanıtım röportajı değildir.

Peker'in adaylık sürecine ilişkin açıklamaları, projeleri, geçmiş dönemdeki çalışmaları ve yeni dönem hedefleri kendi ifadeleriyle aktarılırken; bunların Karapınar ekonomisi açısından ne ifade edebileceğini ayrıca değerlendirdik.

Dolayısıyla aşağıdaki haber, Peker'in açıklamaları ile Meke Ajansı'nın değerlendirmesinin birbirinden ayrıldığı bir cevap hakkı dosyasıdır.

Başka bir ifadeyle, ilk yazımızdaki sorularımızı kendisine sorduk.

O da yaklaşık üç saat boyunca cevap verdi.

Şimdi sıra, bu cevapların zaman içerisinde sınanmasında.

“Yeni ekip çok farklı olacak”

Yılmaz Peker'in yeni dönem açısından özellikle üzerinde durduğu başlıklardan biri ekip yapısı.

Peker, mevcut yönetim içerisinden kendisi ve Hüseyin Çevik'in bulunduğunu, yeni dönemde ise ekibin büyük ölçüde değişeceğini ve yaş ortalamasının oldukça genç olacağını ifade ediyor.

Buradaki temel iddia yalnızca yaş değişikliği değil.

Peker, çalışma anlayışının da değişeceğini savunuyor.

Bu noktada genç bir ekibin gerçekten fark yaratıp yaratmayacağı ise yaş ortalamasından çok, ortaya konulan çalışma mekanizmasıyla ölçülebilir.

Çünkü kurumsal yönetimde gençlik tek başına bir performans göstergesi değil.

Asıl mesele;

  • karar alma hızı,
  • proje üretme kapasitesi,
  • finansmana erişim,
  • kamu kurumlarıyla koordinasyon,
  • özel sektörle ilişki,
  • yatırımcı çekme kapasitesi,
  • üyeye doğrudan hizmet,
  • ölçülebilir sonuç üretme

gibi göstergelerde ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla yeni ekip için gerçek sınav, seçim sonrasındaki ilk gün başlayacak.

Peker'in en dikkat çekici başlığı: “Karapınar kalkınmada öncelikli bölge olmalı”

Görüşmenin en önemli başlıklarından biri, Peker'in Karapınar'ın kalkınmada öncelikli bölge haline getirilmesini en büyük hedeflerinden biri olarak ifade etmesi oldu.

Bu hedef, doğru tasarlandığında ilçenin ekonomik yapısı açısından ciddi sonuçlar doğurabilecek bir başlık.

Çünkü bölgesel kalkınma politikalarının temelinde, her bölgeye aynı reçeteyi uygulamak yerine, bölgenin kendine özgü ekonomik, coğrafi ve çevresel koşullarına göre yatırım ve teşvik mekanizmalarının oluşturulması bulunuyor.

Karapınar açısından bakıldığında ise tablo biraz daha karmaşık.

İlçe;

tarım + hayvancılık + enerji + OSB + lojistik + jeolojik/turistik değerler

gibi birbirinden farklı ekonomik potansiyelleri aynı anda taşıyor.

Ancak bunların her birinin aynı anda büyütülmesi mümkün değil.

Özellikle su kaynakları açısından ciddi kısıtların bulunduğu bir bölgede, geleceğin kalkınma modeli “daha fazla üretim” cümlesinden önce “hangi üretim, ne kadar suyla ve hangi katma değerle?” sorusunu cevaplamak zorunda.

Tam da bu nedenle Peker'in su meselesini gündeminin merkezine koyması, görüşmenin dikkat çekici taraflarından biri oldu.

“Su biterse Karapınar ne yapacak?”

Belki de üç saatlik görüşmenin en ciddi ekonomik başlığı buydu.

Peker, Karapınar'ın geleceğini yalnızca bugünkü üretim kapasitesi üzerinden değil, suyun geleceği üzerinden düşündüğünü ifade etti.

Bu kapsamda MEVKA ile yapılan çalışmalar ve alternatif gelir kaynaklarına yönelik fizibilite çalışmalarından söz etti.

Odanın internet sitesinde de “Karapınar'da Alternatif Gelir Kaynaklarının Araştırılması Projemiz” başlıklı çalışmanın MEVKA ile Karapınar Ticaret ve Sanayi Odası arasında imzalandığı görülüyor.

Bu konu, aslında Karapınar'ın önündeki en temel ekonomik sorulardan birine dokunuyor.

Çünkü bilimsel literatürde Konya Kapalı Havzası ve özellikle Karapınar çevresindeki yeraltı suyu seviyelerinin düşmesi, tarımsal sulama baskısı ve obruk oluşumu arasında ilişki kuruluyor. Ankara Üniversitesi Çevrebilimleri Dergisi'nde yayımlanan bir çalışmada, aşırı yeraltı suyu çekiminin Karapınar çevresinde obruk oluşumu, tuzlanma ve diğer çevresel sorunlarla bağlantısı incelenmiş ve sürdürülebilir su yönetimi ihtiyacı vurgulanmıştı.

2025 yılında yayımlanan başka bir çalışma da Konya-Çumra-Karapınar Alt Havzası'nda kuraklık, çölleşme, artan yeraltı suyu kullanımı ve obruk riskini birlikte ele alıyor.

Dolayısıyla Peker'in;

“Su biterse Karapınar'da ne yapılır?”

sorusunu ekonomik planlamanın merkezine koyması, üzerinde ayrıca durulması gereken bir yaklaşım.

Çünkü su problemi gerçekleştiğinde ekonomik çeşitlendirme yapmak çok geç olabilir.

Ekonomik çeşitlendirme, su krizi yaşandıktan sonra değil, kriz yaşanmadan önce yapılmalıdır.

Alternatif gelir kaynakları neden önemli?

Peker görüşmede, başkan yardımcılığı döneminde hazırlatıldığını ifade ettiği “Karapınar'da Alternatif Gelir Kaynaklarının Araştırılması” çalışmasını da gösterdi.

Bu çalışma açısından temel yaklaşım oldukça önemli:

Karapınar'ın bütün ekonomik geleceğini yüksek su tüketimine dayalı üretime bağlamamak.

Ekonomide buna kabaca risk çeşitlendirmesi diyebiliriz.

Bir ilçenin ekonomik gelirlerinin tamamı tek bir sektöre veya tek bir doğal kaynağa bağlıysa, o kaynağın sürdürülebilirliği bozulduğunda ekonomik yapı da ciddi biçimde etkilenir.

Karapınar açısından tarımın yanında;

  • hayvancılık,
  • gıda işleme,
  • yenilenebilir enerji,
  • turizm,
  • jeoturizm,
  • kültürel ürünler,
  • coğrafi işaretli ürünler,
  • seracılık,
  • imalat,
  • lojistik

gibi alanların geliştirilmesi bu nedenle önem kazanıyor.

Ancak burada da kritik soru şu:

Alternatif gelir kaynağı gerçekten alternatif mi, yoksa mevcut kaynakların başka bir biçimde devamı mı?

Örneğin suyu yoğun kullanan bir üretim biçimini başka bir tesis içine taşımak gerçek anlamda çeşitlendirme sayılmaz.

Bu nedenle yapılacak fizibilitelerin yalnızca ekonomik getiri değil, su ayak izi, enerji kullanımı, istihdam, katma değer ve ihracat potansiyeli açısından da değerlendirilmesi gerekiyor.

Karapınar Tülü: Belge alındı, şimdi sıra ekonomide

Görüşmenin bir başka önemli konusu Karapınar Tülü oldu.

Burada ilk yazımızdaki eleştirimizin özü şuydu:

Coğrafi işaret bir sonuç değil, ekonomik sürecin başlangıcıdır.

Karapınar Tülü Dokuması'nın coğrafi işaret süreci gerçekten tamamlanmış durumda. Karapınar TSO'nun açıklamasına göre ürün, 28 Aralık 2022 tarihinden itibaren korunmak üzere 8 Mayıs 2024'te mahreç işareti olarak tescil edilmişti.

Daha önemlisi, oda şimdi bunun ekonomik karşılığını oluşturacak Karapınar Tülü ve Halı Ortak Kullanım Merkezi projesinde ilerliyor.

MEVKA'nın resmi açıklamasında da 2025 SOGEP kapsamında Karapınar Tülü ve Halı Ortak Kullanım Merkezi'nin desteklenecek projeler arasında yer aldığı ve başvuru sahibinin Karapınar Ticaret ve Sanayi Odası olduğu görülüyor.

Odanın sitesinde ayrıca 31 Temmuz 2026 tarihinde proje sözleşmesinin imzalandığı bilgisi yer alıyor.

Peker'in aktardığı rakamlara göre proje yaklaşık 14 milyon TL bütçeye sahip ve yaklaşık 7 milyon TL MEVKA desteği bulunuyor.

Bu noktada önemli bir ayrım var:

Tescil ekonomik değer değildir.

Tescil, ekonomik değer yaratmanın hukuki ve kurumsal altyapısını oluşturur.

Bir coğrafi işaretin gerçek başarısı;

üretici sayısı → üretim miktarı → satış → marka değeri → pazar → ihracat → üreticinin geliri

zincirinde ölçülür.

FAO da coğrafi işaretlerin yerel üretim, kırsal istihdam ve katma değer yaratma potansiyeline dikkat çekiyor. Ancak akademik çalışmalar, coğrafi işaretin üretici gelirine etkisinin otomatik olmadığını, yerel ekonomik koşullar ve değer zincirinin nasıl kurulduğuna bağlı olduğunu ortaya koyuyor.

Dolayısıyla Karapınar Tülü'nün hikâyesi aslında tescille değil, satışla başlayacak.

OSB'de “depo” tartışması

Peker'in anlattığı bir diğer konu Karapınar Organize Sanayi Bölgesi'nin geçmişten bugüne yaşadığı dönüşüm.

Peker, OSB'nin ilk dönemlerinde üretim hareketliliğinin istenen seviyede olmadığını, bu nedenle 18 tohum eleme merkezinin kabul edildiğini, bugün ise yaklaşımın değiştiğini ve fabrikalaşmaya ağırlık verildiğini ifade ediyor.

Ayrıca Karapınar'daki beş LİDAŞ'ın üçünün OSB içerisinde bulunduğunu belirtiyor.

Buradaki temel tartışma aslında OSB'nin ne işe yaradığı sorusudur.

Bir organize sanayi bölgesi yalnızca arsaların üzerinde binaların bulunduğu bir alan değildir.

İdeal ekonomik modelde;

hammadde → üretim → işleme → depolama → lojistik → pazarlama → ihracat

zincirinin mümkün olduğunca yüksek katma değerli halkalarını bölgeye çekmek gerekir.

Tahıl depolamak ekonomik faaliyettir.

Ancak tahılı işleyip un, yem, nişasta, glikoz, protein, biyoyakıt veya başka bir sanayi ürününe dönüştürmek farklı bir katma değer seviyesidir.

Bu nedenle Peker'in “depolama ağırlığından üretim ağırlığına geçiş” vurgusu, ekonomik açıdan tartışılabilir ve ölçülebilir bir hedef ortaya koyuyor.

Fakat yine aynı noktaya geliyoruz:

Kaç fabrika?

Kaç yatırım?

Kaç istihdam?

Kaç ton üretim?

Ne kadar ihracat?

Bunlar açıklanmadığı sürece “fabrikalaşma” kavramı henüz bir hedef olarak kalır.

Seracılık: Su sorununun içinde yeni bir üretim modeli

Peker'in anlattığı projeler arasında seracılık da bulunuyor.

Özellikle OSB içerisinde yaklaşık 1.000 metrekarelik özel bir sera projesinden söz etti.

Bu proje tek başına büyük bir ekonomik dönüşüm yaratacak ölçekte olmayabilir.

Ancak burada asıl önemli olan, model oluşturma ihtimali.

Jeopark: Ekonomiye dokunursa anlamlı

Peker, Karapınar Jeopark projesinin de paydaşlarından olduklarını ve bunu önemli bir alan olarak gördüklerini belirtti.

Burada da mevcut çalışmalar bulunuyor.

Karapınar TSO'nun 2026 tarihli duyurusunda Karapınar Jeopark Eğitim Master Planı Projesi'nin MEVKA ile imzalandığı ve eğitim, farkındalık ve sürdürülebilir turizm ekseninde çalışmalar planlandığı belirtiliyor.

Jeopark açısından ekonomik beklenti yalnızca turist sayısı olmamalı.

Başarılı bir jeopark modeli;

ziyaretçi → konaklama → yeme içme → rehberlik → yerel ürün → hediyelik eşya → ulaşım → etkinlik

şeklinde bir ekonomik zincir oluşturabilir.

Meke Gölü, obruklar, volkanik yapı, Karapınar'ın jeolojik mirası ve kültürel değerleri birlikte değerlendirildiğinde, bu alanın turizm ekonomisine katkı verme potansiyeli bulunuyor.

Ancak burada da aynı soru:

Kaç ziyaretçi?

Kaç gece konaklama?

Yerel esnafa ne kadar gelir?

Kaç yeni işletme?

Kaç istihdam?

Jeoparkın ekonomik başarısı da bu göstergeler üzerinden ölçülmeli.

Eğer sera;

  • kontrollü sulama,
  • otomasyon,
  • iklim kontrolü,
  • yüksek verimli üretim,
  • atık ısı kullanımı,
  • yenilenebilir enerji,
  • katma değerli ürün,
  • pazarlama ve lojistik

ile birlikte tasarlanırsa, Karapınar'ın su kısıtı altında daha yüksek ekonomik değer üretme arayışının bir parçası olabilir.

Yani mesele 1.000 metrekarelik sera değil.

Bu seranın bir prototip olup olmadığı.

Eğer başarılı olursa 10.000, 50.000 veya 100.000 metrekarelik yatırımların önünü açabilir.

Burada başarı kriteri de basit:

Bir metreküp su başına ne kadar ekonomik değer üretildi?

Bence Karapınar'ın gelecekteki tarım politikalarının temel göstergelerinden biri bu olmalı.

“Oda seminer ve eğitim yuvası olacak”

Peker'in özellikle üzerinde durduğu başlıklardan biri de eğitim.

Ankara ve İstanbul'dan hibe ve destek kurumlarının Karapınar'a getirildiğini, çeşitli bilgilendirme toplantıları düzenlendiğini ancak katılımın zaman zaman düşük kaldığını belirtiyor.

Burada Peker'in kendi ifadesiyle önemli bir problem ortaya çıkıyor:

Bilgiye erişim var, katılım problemi var.

Bu aslında Türkiye'deki birçok yerel kalkınma projesinin karşılaştığı sorunlardan biri.

Bir destek programının duyurulması tek başına yeterli değil.

İşletmenin;

“Ben bu desteğe uygun muyum?”

“Nasıl başvuracağım?”

“Projemi nasıl yazacağım?”

“Ne kadar eş finansman gerekiyor?”

“Başvurudan sonra ne olacak?”

sorularına cevap bulması gerekiyor.

Dolayısıyla oda gerçekten bir eğitim ve danışmanlık merkezi haline gelecekse, seminer sayısından çok başvuru ve sonuç sayısına bakılmalı.

Örneğin;

100 kişi seminere katıldı.

Bu tek başına başarı değildir.

Ama;

100 kişi katıldı, 40 işletme başvurdu, 18 proje kabul edildi ve toplam 50 milyon TL yatırım ortaya çıktı.

İşte bu ölçülebilir bir başarıdır.

Üretici ziyaretleri: Görüşmenin en önemli siyasi-kurumsal ayrıntılarından biri

Peker'in anlattığı bir başka konu, üreticilerin ziyaret edilmesiyle ilgili yaşanan süreç.

İlk etapta üreticilerin bir listesinin hazırlandığını, ilk 10 üreticinin ziyaret edildiğini ancak sonrasında kendisinin başkan adaylığı için çalışıp çalışmadığı yönünde değerlendirmelerin ortaya çıktığını ve bu nedenle ziyaretlerin diğer yönetim kurulu üyelerine dağıtıldığını ifade etti.

Peker'e göre devamında ziyaretlerin istenen şekilde sürdürülememesi nedeniyle çalışma sekteye uğradı.

Burada tarafların kendi siyasi ve kurumsal değerlendirmeleri ayrı tutulmalı.

Ancak bu olay, aslında ilk yazımızdaki temel sorunun neden önemli olduğunu gösteriyor:

Bir kurumun çalışma mekanizması kişilerin siyasi pozisyonlarından bağımsız işleyebiliyor mu?

Eğer bir yönetim kurulu üyesinin saha ziyareti yapması “adaylık çalışması mı yapıyor?” tartışmasına dönüşebiliyorsa, burada kurumsal görev ile kişisel siyasi pozisyon arasındaki sınırın nasıl korunacağı önem kazanıyor.

Kurumsallaşmanın temel amacı da tam olarak burada ortaya çıkıyor:

İş, kişiden bağımsız devam edebilmelidir.

Cratère örneği: Karapınar'ın tarımda katma değer problemi

Görüşmenin belki de en ilginç bölümlerinden biri, Peker'in kendi işletmesi üzerinden anlattığı üretim modeliydi.

Peker, Fransa kökenli Lacaune ırkı koyunlarla süt üretimi gerçekleştirdiğini; yaklaşık 1.000 sağmal kapasiteden, otomasyon ve padok sistemlerinden, yeni doğan hayvanlar için özel bölümlerden, sabit sıcaklık ve çevre koşullarından, doğum sonrası ağız sütü yönetiminden ve doğrudan soğuk tanka aktarılan süt sisteminden söz etti.

Ayrıca işletmenin yaklaşık 2.500 metrekare kapalı ağıl ve sağımhane altyapısından bahsetti.

Lacaune'nin seçilmesi de tesadüfi değil.

Bilimsel çalışmalarda Lacaune, yüksek süt verimi ve özellikle süt yağı açısından güçlü sütçü koyun ırklarından biri olarak değerlendiriliyor. Bir genetik ve üretim çalışmasında Lacaune, sütçü koyunlar arasında yüksek üretim performansına sahip ırklar arasında gösteriliyor.

Dolayısıyla Peker'in işletmesindeki model, Karapınar'daki hayvancılığın “hayvan sayısını artırma” yaklaşımından verim, genetik seleksiyon, hijyen, soğuk zincir ve işleme sanayisine doğru ilerlemesi gerektiği tartışmasına kapı açıyor.

Burada asıl ekonomik değer ise sütün kendisinde değil.

Sütün peynir olmasıyla başlıyor.

Çünkü süt satmak ile yüksek protein ve yağ içeren sütü markalı, standartlaştırılmış, katma değerli bir ürüne dönüştürmek arasında ciddi fark bulunuyor.

Peker'in anlattığı yaklaşık %7,5 yağ ve %6 protein seviyeleri, işletmenin kendi verdiği değerler olarak değerlendirilmelidir. Bunların düzenli laboratuvar analizleriyle doğrulanması halinde, özellikle peynir üretimi açısından önemli bir hammadde avantajından söz edilebilir.

Burada Karapınar için daha büyük bir soru ortaya çıkıyor:

Neden Karapınar sadece hayvan yetiştiren değil, peynir üreten bir merkez olmasın?

Hayvan burada.

Süt burada.

Yem burada.

Üretim bilgisi burada.

Enerji altyapısı burada.

OSB burada.

Eksik olan halka ise bunları markalı ve yüksek katma değerli ürüne dönüştürmek olabilir.

“11 bin yıl önce de peynir vardı” iddiası

Peker, Karapınar ve çevresinin peynir üretimi açısından çok eski bir kültürel geçmişe sahip olduğunu, yaklaşık 11 bin yıl öncesine kadar uzanan bir üretim iddiasından ve Hititler döneminden beri peynir kültürünün varlığından söz etti.

Burada gazetecilik açısından önemli bir ayrım yapalım:

Bu tarihsel iddia ayrıca arkeolojik ve akademik kaynaklarla doğrulanması gereken bir konudur.

Ancak iddianın kendisinden daha önemli olan ekonomik tarafı şu:

Karapınar'ın tarihsel üretim kültürü ile modern gıda teknolojisini birleştirebilirsek, ortaya sıradan bir peynir değil, kökeni, üretim yöntemi ve hikâyesi olan bölgesel bir marka çıkabilir.

Dünyada gıda markalarının önemli bir kısmında ürünün kendisi kadar köken hikâyesi de değer yaratıyor.

Karapınar'ın burada ciddi bir avantajı bulunuyor.

“Pedigree” ve verim takibi

Peker'in anlattığı üretim modelinde dikkat çeken bir başka unsur da pedigree ve kayıt sistemi.

Modern hayvancılıkta genetik kayıtların tutulması, sürünün verim performansının izlenmesi ve damızlık seçiminin veri üzerinden yapılması, hayvancılığı geleneksel üretimden profesyonel üretime taşıyan temel unsurlardan.

Buradaki mantık basit:

En iyi hayvanı rastgele seçmek yerine,

hangi hayvan ne kadar süt verdi, hangi özellikleri taşıyor, yavrusu nasıl performans gösteriyor, hangi genetik hat daha verimli?

sorularına veriyle cevap vermek.

Bu sistem Karapınar ölçeğinde yaygınlaşırsa, hayvancılıkta yalnızca hayvan sayısının değil hayvan başına verimin artırılması mümkün olabilir.

Fuar konusunda hakkını teslim etmek gerekiyor

İlk yazımızda eleştiri dozunu yükseltirken bir şeyi de ayırmak gerekiyor.

Peker, Karapınar'daki tarım, gıda ve hayvancılık fuarının paydaşlarından biri olduklarını ve fuardan yaklaşık yüzde 99 seviyesinde memnuniyet geri dönüşü aldıklarını belirtti.

Fuarın kendisi konusunda bizim sahadaki gözlemimiz de olumlu.

Karapınar TSO'nun resmi sitesinde de 20 Haziran 2026 tarihinde Karapınar Tarım, Gıda ve Hayvancılık Fuarı'nın gerçekleştirildiği ve sektör temsilcileri, üreticiler ve vatandaşların yoğun katılım gösterdiği belirtiliyor.

Burada açıkça söyleyelim:

Bu, başarılı bir organizasyon olarak değerlendirilebilir.

Ancak fuarın başarısını da uzun vadeli ekonomik sonuçlara bağlamak gerekiyor.

Fuara kaç firma geldi?

Kaç ticari bağlantı kuruldu?

Kaç satış gerçekleşti?

Kaç yeni yatırım görüşmesi yapıldı?

Kaç firma Karapınar'a yatırım için geri döndü?

Eğer bu veriler tutulursa, gelecek yıllarda fuarın ekonomik etkisi çok daha net ölçülebilir.

“Kurumsal hafıza var, her şey hemen yapılamaz”

Peker görüşmede mevcut yönetim döneminde kurumun bir kurumsal hafızaya sahip olduğunu ve bazı işlerin hemen değiştirilemeyeceğini de vurguladı.

Bu noktada kendisine kısmen katılmak mümkün.

Bir ticaret ve sanayi odası, seçimden sonra sıfırdan kurulan bir şirket değildir.

Devam eden projeler, sözleşmeler, kurumlararası ilişkiler, bütçeler, personel yapısı, dosyalar ve geçmişten gelen yükümlülükler bulunur.

Dolayısıyla yeni yönetimin ertesi sabah her şeyi değiştirmesi beklenemez.

Ancak bunun diğer tarafı da var:

Kurumsal hafıza, kurumsal hantallığın gerekçesine dönüşmemeli.

Yeni yönetimin görevi mevcut hafızayı silmek değil, iyi çalışan kısmını koruyup işlemeyen kısmını değiştirmek.

Bu nedenle yeni dönemin ilk 100 günü önemli.

Biz Peker'e bir yıl verdik

Görüşmede hazırladığımız soru formunda özellikle “Başarıyı nasıl ölçeceğiz?” başlığını açtık.

Yeni yatırım.

Yeni istihdam.

Yeni işletme.

Üretim artışı.

İhracat.

Diğer göstergeler.

Çünkü ilk yazımızdaki eleştirimizin temelinde tam olarak bu vardı.

Bir yıl sonra yeniden oturduğumuzda elimizde rakamlar olmalı.

“Çok çalıştık.”

“Çok toplantı yaptık.”

“Ankara'ya gittik.”

“İstanbul'da görüşmeler yaptık.”

“Birçok protokol imzaladık.”

Bunların hepsi faaliyet göstergesidir.

Fakat ekonomik başarı göstergesi değildir.

Başarı;

kaç yatırım geldiğiyle, kaç istihdam oluştuğuyla, üretimin ne kadar arttığıyla, ihracatın ne kadar büyüdüğüyle ve üyelerin ekonomik kapasitesinin ne kadar geliştiğiyle ölçülür.

Peki Zade, Ülker ve büyük yatırımcılar?

İlk yazımızda özellikle Zade ve Ülker gibi büyük şirketlerin Karapınar'a yatırım için ne ölçüde hedeflendiğini sormuştuk.

Peker'e de aynı soruyu yönelttik.

Görüşmede bazı temas ve planlamalardan bahsetti.

Ancak burada özellikle bir sınır çiziyoruz:

Bir şirketle görüşmek ile o şirketin Karapınar'a yatırım yapması aynı şey değildir.

Bir yatırımcıya dosya sunmak bir faaliyettir.

Yatırımın gerçekleşmesi sonuçtur.

Dolayısıyla bu dosyada isimleri “Karapınar'a yatırım yapacak şirketler” olarak yazmıyoruz.

Çünkü henüz böyle bir sonuç yok.

Ancak yeni yönetimin önünde ciddi bir hedef olarak duruyor.

Eğer bir yıl sonra Karapınar'a yeni ve büyük bir sanayi yatırımı gelirse, ilk yazımızdaki bu soruyu da memnuniyetle kapatırız.

EKOGEM ve yeni üretim altyapısı

Peker, MEVKA ve TOBB destekleriyle yapılan oda ve ekonomik geliştirme altyapısından da bahsetti.

EKOGEM'in geçmişi de yeni değil. MEVKA'nın daha önceki faaliyet raporlarında Karapınar TSO Ekonomi Geliştirme Merkezi projesinin ajans desteği kapsamında yer aldığı görülüyor.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu:

Bir ekonomi geliştirme merkezinin değeri binasında değil, ürettiği ekonomik sonuçta ortaya çıkar.

Kaç işletmeye danışmanlık verildi?

Kaç proje yazıldı?

Kaç hibe alındı?

Kaç yatırım yapıldı?

Kaç kişi istihdam edildi?

Kaç işletme ihracata başladı?

Bu rakamlar ortaya çıktığında EKOGEM'in gerçek etkisi de ölçülebilir.

Meke Ajansı'nın değerlendirmesi

Buraya kadar Peker'in söylediklerini aktardık.

Şimdi kendi değerlendirmemizi yapalım.

Üç saatlik görüşmenin ardından bizim ilk yazımızdaki bazı eleştirilerimizin yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Çünkü Peker'in anlattığı tablo, “hiçbir şey yapılmıyor” şeklinde basitleştirilebilecek bir tablo değil.

Özellikle;

Alternatif gelir kaynakları çalışması,

Karapınar Tülü'nün coğrafi işaret süreci,

Tülü ve Halı Ortak Kullanım Merkezi,

Jeopark Eğitim Master Planı,

seracılık çalışmaları,

EKOGEM,

fuar,

hibe ve destek bilgilendirmeleri

gibi başlıklarda ortada faaliyetler ve bazıları için resmi olarak doğrulanabilen proje süreçleri bulunuyor.

Bu nedenle ilk yazımızdaki “ne yapıldı?” sorusunun bir bölümünün cevabını aldık.

Fakat bizim açımızdan asıl soru değişmedi:

Bunların Karapınar ekonomisine etkisi ne olacak?

Çünkü proje sayısı ile ekonomik kalkınma aynı şey değildir.

Bir projenin gerçek başarısı nasıl ölçülür?

Bizce yeni dönemde beş temel gösterge takip edilmeli:

1. Yatırım

Karapınar'a kaç TL yeni özel sektör yatırımı geldi?

2. İstihdam

Bu yatırımlar kaç kişiye doğrudan iş sağladı?

3. Katma değer

Karapınar'da üretilen ürünün ne kadarı ham madde olarak satılıyor, ne kadarı işlenmiş ürün olarak pazarlanıyor?

4. İhracat

İlçeden doğrudan veya ilçedeki işletmeler aracılığıyla yapılan ihracat ne kadar arttı?

5. Su başına ekonomik değer

Özellikle tarım açısından belki de en önemli gösterge bu.

Kullanılan her metreküp su, Karapınar ekonomisine kaç liralık değer kazandırıyor?

Çünkü su sorunu çözülmeden Karapınar'ın ekonomik geleceğini konuşmak mümkün değil.

Yeni yönetimin en büyük sınavı: Projeyi ekonomik sisteme dönüştürmek

Peker'in anlattığı projelerin çoğunun ortak bir özelliği var.

Tek tek bakıldığında küçük veya orta ölçekli görünen projeler, birbirine bağlandığında daha büyük bir ekonomik model oluşturabilir.

Örneğin:

Karapınar Tülü → coğrafi işaret → üretici → ortak kullanım merkezi → marka → e-ticaret → ulusal pazar → ihracat

veya:

Lacaune → kaliteli süt → işleme tesisi → peynir → marka → coğrafi kimlik → ulusal pazar → ihracat

veya:

Jeopark → ziyaretçi → turizm → konaklama → yerel ürün → esnaf → istihdam

ve:

OSB → yatırımcı → üretim → istihdam → lojistik → ihracat

İşte gerçek kalkınma tam olarak bu zincirlerin kurulmasıyla meydana geliyor.

Bir binanın açılması değil.

Bir protokolün imzalanması değil.

Bir toplantının yapılması değil.

Değer zincirinin tamamlanması.

“Bugün konuştuklarımızı yapmadın dersen başarısız olduk…”

Görüşmenin sonunda Peker'e aslında çok basit bir şey söyledik:

Bugün anlattığınız hedefleri kayda alıyoruz.

Bunun üzerine kendisinin verdiği cevap, görüşmenin belki de en dikkat çekici cümlesiydi:

“Abi bugün konuştuklarımızı yapmadın dersen biz başarısız olduk, yaptın dersen başarılı olduk. İleride görüşeceğiz.”

Biz de bu cümleyi kayda geçiriyoruz.

Çünkü aslında Meke Ajansı'nın ilk yazısında istediği şey tam olarak buydu:

Sözlerin ölçülebilir hale gelmesi.

Bugün için ne “başarı” ilan ediyoruz ne de “başarısızlık”

Yılmaz Peker'in anlattıklarının tamamını gerçekleşmiş proje gibi sunmak doğru olmaz.

Aynı şekilde bunların hiçbir karşılığı yokmuş gibi davranmak da doğru olmaz.

Ortada;

  • gerçekleşmiş çalışmalar,
  • devam eden projeler,
  • desteklenmiş projeler,
  • sözleşmesi imzalanmış projeler,
  • hazırlanmış fizibiliteler,
  • yeni dönem hedefleri

birlikte bulunuyor.

Bunların her birinin statüsü farklı.

Bu ayrımı korumak gazetecilik açısından önemli.

Örneğin Karapınar Tülü'nün coğrafi işaret tescili gerçekleşmiş bir sonuçtur.

Tülü ve Halı Ortak Kullanım Merkezi ise desteklenmiş ve sözleşme sürecine geçmiş bir projedir.

Bir yatırımcının Karapınar'a gelmesi ise gerçekleşmeden önce hedef olarak kalır.

Aynı şekilde yeni yönetimin ihracatı artırması da seçim sonrasında ölçülebilecek bir sonuçtur.

Son söz: Şimdi takvim başladı

İlk yazımızda “Karapınar artık heyecan değil, sonuç istiyor” demiştik.

Üç saatlik görüşmenin ardından bu cümlenin arkasındayız.

Ancak artık elimizde daha farklı bir tablo var.

Yılmaz Peker hedeflerini anlattı.

Projelerini anlattı.

Geçmiş dönemde yaptığı çalışmaları anlattı.

Eleştirilerimize cevap verdi.

Bazı konularda mevcut yönetim döneminin kurumsal ve siyasi sınırlarını anlattı.

Yeni ekipten bahsetti.

Ve önümüzdeki dönemde yapılacak işleri sıraladı.

Şimdi bunların tamamı kayıt altında.

Bizim görevimiz bundan sonra alkışlamak veya önceden mahkûm etmek değil.

Takip etmek.

Bir yıl sonra yeniden bakacağız.

Karapınar'a kaç yatırım geldi?

Kaç yeni işletme açıldı?

Kaç kişi istihdam edildi?

Kaç üretici Tülü üretmeye başladı?

Tülü gerçekten para kazandırmaya başladı mı?

Halı ve Tülü Ortak Kullanım Merkezi çalışıyor mu?

OSB'de kaç yeni fabrika yükseldi?

İhracat arttı mı?

Seracılık projesi gerçekleşti mi?

Jeopark ekonomik değer oluşturdu mu?

Su konusunda alternatif gelir modeli ortaya çıktı mı?

Üyeler odadan daha fazla hizmet alabiliyor mu?

Ve en önemlisi:

Karapınar ekonomisi gerçekten büyüdü mü?

Cevaplar o zaman ortaya çıkacak.

Bugün için Peker'i başarılı ilan etmek de başarısız ilan etmek de erken.

Ancak kendisinin söylediği cümleyi biz de kabul ediyoruz:

“İleride görüşeceğiz.”

Bu kez elimizde soru formu da var, cevaplar da.

Şimdi sıra sonuçlarda. 📌

Editoryal not: Bu haber, Meke Ajansı'nın daha önce yayımladığı eleştirel değerlendirme sonrasında Yılmaz Peker'in cevap hakkı kapsamında gerçekleştirdiğimiz özel görüşmeye dayanmaktadır. Görüşmede Peker tarafından aktarılan, henüz gerçekleşmemiş hedef ve projeler haber içerisinde “hedef”, “plan”, “proje” veya “Peker'in beyanı” olarak aktarılmış; doğrulanabilen mevcut proje ve kurum bilgileri ayrıca kaynaklarla kontrol edilmiştir.